Mina'nın Zaman Yolculuğu: Bekleyen Çiçeğin Sırrı için kapak görseli

Mina'nın Zaman Yolculuğu: Bekleyen Çiçeğin Sırrı

Bu masal Mina için Annesi tarafından oluşturuldu.
Tarih yükleniyor...

Mina, sekiz yaşında, gözleri merakla parlayan ama kalbi hep bir adım önde atan bir kızdı. Her şeyin bir an önce olmasını isterdi; en sevdiği oyuncağın kutusundan fırlaması, çizdiği resmin hemen bitmesi, hatta anneannesinin hazırladığı kurabiyelerin fırından çıkması bile ona saatler gibi gelirdi. Sabırsızlığı bazen bir sincap gibi zıplar, durulmaz bir enerjiye dönüşürdü. "Keşke zamanı hızlandırabilsem!" diye sık sık düşünürdü.

Bir yağmurlu öğleden sonra, anneannesinin "hazinedar" dediği, tavan arasındaki eşyalar arasında dolaşıyordu. Tozlu sandıkların, eski kitapların ve unutulmuş anıların arasında, duvarın köşesinde heybetli bir saat duruyordu. Bu, bildiği saatlere hiç benzemiyordu. Gövdesi, ay ışığında parlayan ormanlar kadar koyu, işlemeli bir ahşaptandı. Sarkacı, bronz bir damla gibi asılı kalmış, sanki nefesini tutmuştu. Mina, merakla saatin kadranına yaklaştı. Rakip sayılar yerine, sanki yıldız tozundan yapılmış gibi parıldayan, gizemli semboller vardı. Elini nazikçe soğuk cama sürttüğünde, saat hiç beklemediği bir anda, sanki uykudan uyanır gibi, yumuşak ve akılda kalıcı bir melodiyle çalmaya başladı. Tavan arasındaki her şey, altın rengi, ipeksi bir ışıkla doldu ve Mina'nın etrafındaki hava, tatlı bir girdap gibi dönmeye başladı.

Gözlerini tekrar açtığında, etrafındaki sessizlik onu kucakladı. Kendini, üzerinde binlerce çiçeğin rengarenk dans ettiği, yumuşak bir yorgan gibi yayılan yemyeşil bir çayırda buldu. Gökyüzü, nazik bir ressamın fırçasından çıkmış gibi, sakin mavilikler ve pembe bulutlarla süslüydü. Güneşin sıcaklığı, teninde hoş bir dokunuş bırakıyordu. Çayırın tam ortasında, daha önce hiç görmediği, gizemli bir tomurcuk duruyordu. Yaprakları sıkıca birbirine kenetlenmişti ama içinden yayılan canlı renklerin vaadi, Mina'nın kalbini heyecanlandırdı. "Hemen açılsana!" diye fısıldadı, sabırsızlığı yine kendini gösteriyordu. "Seni görmek istiyorum!" Ama tomurcuk, en ufak bir harekette bile bulunmadı.

Mina, yanına oturup beklemeye karar verdi. Başta kıpır kıpır olmak istedi, ayakları yere vuracaktı neredeyse, ama çayırın dinginliği onu yavaşça içine çekti. Uzaklarda, ipek kanatlı bir kelebeğin, ağır ağır süzülerek en yakındaki çiçeğe konduğunu izledi. Gökyüzündeki bulutlar, sanki birer pamuk yığınıymış gibi yavaşça şekil değiştiriyordu. Bir karınca yuvasının önünden geçen minik bir böceğin, ne kadar özenli adımlarla ilerlediğini fark etti. Her şeyin, kendi zamanı, kendi ritmi vardı. En güzel şeyler, aceleye gelmezdi.

Tam bu düşüncelere dalmışken, tomurcuğun en üstteki yaprağı yavaşça, sanki bir sırrı ortaya çıkarır gibi, kenara doğru kıvrılmaya başladı. Ardından diğeri, sonra diğeri... Renkler önce nazik bir şeftali tonuyla belirdi, sonra canlı bir mercan rengine döndü ve en sonunda, göz kamaştırıcı, derin bir mor renk tüm tomurcuğu kapladı. Çiçek, tüm görkemiyle açıldığında, Mina derin bir nefes aldı. Kokusu, bal ve taze çimen karışımı gibiydi. Bu muhteşem güzelliği beklemenin, ona bambaşka bir değer kattığını hissetti.

O anda, tavan arasındaki saatin o nazik melodisi tekrar duyuldu, bu kez sanki bir rüzgar esintisiyle gelmiş gibiydi. Altın rengi ışık tekrar etrafını sardı ve Mina, kendini yine o tanıdık, tozlu tavan arasında buldu. Saat, sanki hiç uyanmamış gibi sessizce duruyordu. Ama Mina'nın içinde bir şeyler değişmişti. Pencereden dışarı baktı. Yağmur durmuş, gökyüzü temizlenmişti. Artık acele etmesi gereken hiçbir şey yoktu. Beklemenin, sabretmenin getirdiği dinginliği ve güzelliği anlamıştı. İçindeki huzur, tıpkı o muhteşem çiçek gibi, yavaşça açmış, onu sarmıştı.

📂 KATEGORİLER:

🏷️ ETİKETLER:

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!